| ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR GRUBUNUN TOPLANTISINDAN EDİNDİĞİM İZLENİMLER... |
|
|
|
| Asım ALPTÜRK tarafından yazıldı | ||||
|
Cumartesi, 03 Nisan 2010 08:56 2359 Defa Goruntulenmistir |
||||
|
31 mart 2010 tarihinde Çağdaş Hukukçular Grubunun toplantısına katıldım. Toplantının amacı bilindiği üzere yapılacak seçimlerde grubun ne tür pozisyon alacağı ittifak yapacaksa kimlerle yapacağı ve sebepleri, yapmayacaksa sebeplerinin tartışılmasıydı. Sevindirici yönü katılanların çoğunluğunun genç kadın ve erkekler oluşuydu. Bu durum beni gerçekte mutlu etti; üzüldüğüm durum bu genç insanların kısa süreli konuşmalar yapan konuşmacıların mühimce bir miktarının yaptığı konuşmaları dinlemek zorunda kalmalarıydı; konuşanlar haliyle daha eskimiş insanlardı. Ve bir çoğu gerçekten neoliberalizm rüzgarının etkisine maruz kalmıştı. Güya neoliberalizme karşıydılar tabii ki ifadelerinde, yani karşı olduklarını söylüyorlardı ve mümkün olduğu kadar marksist bir jargonla sosyalist bir söylem içinde olmaya çalışıyorlardı.
Bu durum nesnel bir tahlildir, ancak her meslekte olduğu gibi avukatlar içinde de bir sürü sosyalist vardır ve bu sosyalist avukatların düşünsel yapılanmalarını ortaklaşa oluşturmaları ve çabalarını birlikte yapma platformu yaratması açısından da faydalı bir durumdur. Netice olarak Çağdaş Grupta özellikle Çağdaş Dernekte sosyalist nitelik hakimdir, madem öyledir ve bu dernekçe ve grupça böyle bir deklerasyonda bulunulmuştur, o zaman bu deklerasyona uymak gerekir. Tahlillerinizde dünyaya ve Türkiye’ye bakışınızda bu perspektif içinde kalmalısınız . Peki ey Çağdaş Avukatlar Derneği üyeleri veya grup üyeleri öyle mi yapmaktasınız? Hayır. Tabii bu tesbitimi genellemiyorum. Somutlaştırayım sosyalistçe konuşan ve öyle konuşmaya çalışan hiç kimse ben devrimci demokratım( sosyalist olmak bağlamında söyleniyor), vb gibi bir söylemde bulunamaz. Demokrat olmak ne demektir, demokrat olmaktan ne kastedilmektedir. Demokrat olmak sosyalistçede hangi tanımlama ile uyuşmaktadır? Eskiden yani 1980 ihtilaline gelinceye kadar hiçbir sosyalistin ben bir demokratım dediğini duymadım. Bu durum 80 yılından sonra neoliberal söylemin etkisiyle oluyor, yani sol liberal söylem hakim kılınıyor. Dışarıda bir üyeye sorduğumda demokrasi özgürlük ve eşitlik demek değil mi diye cevap verdi bana. Sol liberalizm dalgası tüm dünyayı ve çok daha fazlasıyla Türkiye’yi etkisi altına aldığından beri bu cevabı alıp alıp sıkılmaya alışan biriyim. Demokrasi kavramı burjuvazinin kavramıdır ve sınıfsal olarak kendi özgürlüğünü vurgular ve onun için tedavüle çıkarılmıştır.Marksist kavramlarla konuşmaya çalışıyorsanız özgürlükten bahsedemezsiniz, Marks hiçbir yazısında özgürlük kavramına yer vermemiştir. Marks sadece eşitlik kavramını gündeme getirir. Dediğim gibi özgürlük kavramı liberalizmin kavramıdır. Kapitalizmin ideolojisi olan liberal düşünceye kendinizi yakın hissediyorsanız özgürlük kavramını yüceltebilir ve sloganlaştırabilirsiniz. Yok sosyalistseniz, Türkiye ve dünyaya sınıfsal bakışla bakıyorsanız, eşitlik temelinde düşünce üretirsiniz. Demokrasi (burjuva demokrasisi- burada bu tabir demokrasi kavramını küçümsemek anlamında kullanılmamaktadır, tarihsel süreçte demokrasiyi burjuvazi kurmuştur o nedenle bu demokrasinin adı burjuva demokrasisidir) ve bundan kaynaklanan demokrat olma kavramı sosyalist paradigmada hiçbir değer ifade etmez. Orduyu faşizmin kaynağı olarak görmek yine sınıfsal bakışla alakası olmayan bir görüştür. Bu görüş sol liberal akımın Türkiye özelinde amentüsüdür. Faşizm kapitalizmin ürünüdür. Horkheimer “kapitalizme karşı olmayan faşizme karşı olmaktan bahsetmesin” der, Polanzas bu sözü “emperyalizme karşı olmayan faşizme karşıyım demesin” diye düzeltir. Faşizm; kapitalizmin çok yoğun krizi sırasında politik ve ideolojik yapısı olan liberalizmi mecburen terkederek çıplak baskı mekanizmasını ortaya çıkararak ve bunu yaparken halkın desteğini elde etmek amacıyla kendisine özgü ideolojik aygıtlar üretmesidir. Bu ideolojik aygıtların görevi, baskının halk nezdinde meşruluk kazanması isteğidir. Netice olarak faşizm halkın büyük bir kısmının desteğine sahip olur, bu yönüyle özgün bir yapılanmadır, faşizm milliyetçilik demek değildir. Kapitalizmin halk desteğini sağlamak için milliyetçiliği veya islamı vs. kullanabilir. Faşizm burjuvazinin sınıfsal bir mücadele yoludur; tıpkı başka bir mücadele yolu olan, şartları farklı; burjuva demokrasisi gibi. Sol liberalizm hakkında bu sitede çok kez yazdım, ancak bu yazıyı yazış nedenim Çağdaş Hukukçular Derneği ve grubudur; bu yazıyı onlar için yazıyorum. Sol liberalizm devlet ve sivil toplum çelişkisini baş çelişki olarak görür, devleti bir politik mücadele alanı olarak görmez. Sınıf kavramıyla da ilgilendirmez (bakınız: sol liberalizm-yazan Asım Alptürk). Türkiyedeki sol liberalizm Prens Sabahattin çizgisinin zamanımızdaki devamıdır. Avrupadaki adı sivil toplumculuktur, sosyalizm dışı bir kavramdır. Bu sitede bu konu ile ilgili olarak yazılmış benim ve İ. Mert Başat’ın yazıları ve özellikle Yavuz Alogan’ın “Çok Acayip Bir Üçleme” adlı yazısının okunmasını ısrarla tavsiye ederim. Şu anda Baro seçimlerinde Akif Kurtuluş sol liberalizmi temsil etmektedir. Tabi grup içinde sol liberal olan kişiler varsa onlar Akif Kurtuluş u destekleyebilirler, kıvırtmalarına gerek yoktur, kendi bilecekleri bir iştir. Toplantıda soyadı Mısırlı olan avukatın konuşmaya başlayıp, ki konuşma tarzı oldukça fiyakalıydı, genel kabul gören bir tahlilden sonra üçüncü bir duruş olarak Akif Kurtuluşun yanında saf tutma çabası komiktir. Dur be kardeşim çok sayfa atladın derler adama, o ilk tahlilinin sonucundan Akif Kurtuluşu destekleme projesi çıkmaz, bu bir; hayatta istediğin yerde istediğin cepheyi açamazsın, bu iki. Av. Hikmet Çiçek’in hayatın değişirliliğini savunarak siyaset yapmak gerektiğini söylemesine gelelim. Evet tabii ki madde durmadan değişir, şimdiki armut 1 dakika önceki armut değildir, diyalektik materyalizm bakış açısına sahip olanlar bunu bilirler. Armuda niçin değiştiğini nasıl çürüdüğünü soramayız ama bunun gözlemini yapabiliriz, zaten armut da soruya cevap veremez ama Av. Hikmet Çiçek sorulara cevap verebilmelidir. Neyin değiştiğini bize anlatabilmelidir. Bu değişikliğin kendisini ve düşünsel yapısını neden değiştirdiğini anlatabilmelidir. Armut değişti ben de değiştim demek yeterli değildir. Anlatmalıdır. Sovyet devrimini pek iyi bildiğini çaktırmadan bize anlatabilen kişinin dünya ve kendi değişim sürecinin nesnel ve maddi temellerini anlatabilme kabiliyetine sahip olduğunu düşünüyorum. Çağdaş Hukukçular Derneği ve grubu Vedat Ahsen Coşar’ın başkanlığa adaylığını koymasından itibaren akın akın liberalizme koşmaya başladı. Bir sürü kazip şöhretin liberalizme bu kadar heveskar olması beni şaşırtmıştı. Bunu bu sayfada “Demokratik Sol Grup Kendini Dağıtmalıdır” yazımda o zaman belirttim, sonra da yine bu sayfada barodaki liberal savruluşun tehlikelerine ait bir sürü yazı yazdım, ama bu akış durmadı. Pek bir marksist olduklarını ifade eden bir sürü eski dost akın akın liberalizme koştular. İlk koşanlardan en önemlileri Akif Kurtuluş ve diğer bazı eski dostlardı. Nereye koşuyorlar diye merak ettim ama sonra o merakım da son buldu. Ama sosyalislerin kendisini İştar’a kurban eden Engüdü misali bu çok güçlü aşkının cevabının kendilerine bırakılması lazım geldiğini düşünüyorum. Eee aşkın sebebi olmazmış gibi cevaplarla gerçekliğin yerle bir edildiği post modern çağımızda ben de soru sormuyorum, vardır bir sebepleri. Bu yazıyı Çağdaş Grruba yeni katılan genç kadın ve erkekler için yazdım. Gerisinin benim için önemi yok.
|
||||



